Ankara’ya hoş geldin, Samir!

Samir, ülkemizde yaşayan yaklaşık 3 milyon Suriyeli mülteciden biri.

2012’de İdlib’ten kaçıp, ülkemize gelmiş. Yıllarca iş bulmaya çalıştıktan sonra kendi işini kurmaya karar vermiş.

Samir şimdi Ankara’da küçük bir kafe işletiyor.

Mozaik pasta yapıyor, başka tatlıları da var. Barista eğitimi de aldığı için, kahve konusunda da iddialı. Ama en çok önem verdiği ürün, annesinin yaptığı, İdlib’e has kurabiyeler. Çünkü o kurabiyeler, Samir’e vatanını hatırlatıyor.

Bunun dışında, çok da lezizler!

Sinetopya Sinema Gönüllüleri Derneği Açık Toplum Vakfı’nın da desteğiyle, İstanbul’dan sonra Ankara’da yaşayan 9 Suriyeli mültecinin hikayesini yapıyor. Video-portre formatındaki hikayeler, bize mültecilerin Türkiye’de nasıl bir yaşam sürdürdüklerine dair ipuçları veriyor. Videolardan, onların ülkelerini ne kadar özlediğini de anlamak mümkün. Hikayelerdeki duygular, umut, üzüntü, vatan hasreti, mutluluk arasında gidip geliyor.

Samir’e geri dönelim…

Türkiye’ye gelir gelmez ‘yapmalıyım’ dediği ilk şey, Türkçe öğrenmek olmuş. Sonra yolu Ankara’ya düşmüş. Ankara’yı seviyor, ama ilk geldiğinde soğuk hava onu bayağı bir hırpalamış, ‘’geldiğimde -20 dereceydi’’ diyor Samir, gülerek.

Samir’in kafedeki en önemli yardımcısı annesi. Gündüzleri yoğunluktan pek fazla birşey düşünemiyor. Ama akşamları aklına hep ülkesi, yani vatanı Suriye geliyor. ‘Benim ülkem bir rüyaydı’ diye konuşuyor Samir.

Samir’in savaşa dair en acı anısı, çocukluk arkadaşlarının ölmesi. Hayatta kalan diğer arkadaşlarının izini de sürmeye devam ediyor Samir.

‘’Belki Suriye’de, belki başka bir yerde buluşuruz onlarla yeniden’’ diyor.